A Travellerspoint blog

Son söz

"Öteki Dünya'ya dönüş.."

semi-overcast 12 °C

Eve döndük.. Geriye dönüp bakıyorum da, CapeTown'daki halimizden çok farklıyız; Afrika bizi yoğurdu, biçimlendirdi. Umuyorum ki daha iyiye, daha berrak ve daha saf olmaya doğru. Kendimle gurur duyuyorum; hep hayal ettiğim Afrika'da, bağımsız seyahat ettim. Cape Town'dan Zanzibar'a overland; hiçbir tur şirketine ve rehbere bağlı olmaksızın, sırt çantalarımız ve özgür ruhumuzla, içimizdeki merak, heyecan ve azimle geldik. Yorulduk, şaşırdık, üzüldük, hastalandık, süründük ama bundan çok da güldük, şaşırdık, heyecanlandık, yeni insanlar tanıdık, varlığından bile habersiz olduğumuz köyleri gördük. Zordu ama muhteşem bir deneyimdi!

Afrika'ya seyahat etmek; bence zamanda yolculuk etmek gibi.. Doğrusu bana çok iyi geldi çünkü kendimi tekrar hep özlemini çektiğim kaybolmuş çocukluğumda buluverdim. Kokular, ışığın oyunları, toz toprak yollar, bilinmeyen kocaman bir dünyada belli bir hedefe adım adım yol almak (belki de bu "büyümek"). Işıksız ve uykusuz gecelerde, eski zamanın hayaletleriyle, korkularımla yüzleşmek; sakin sakin otunu yiyen zebranın gözlerinde yaşamın aslında ne kadar basit olduğunu görmek. Yol bana herzamanki gibi iyi geldi. Bazı iç hesaplaşmalarımı çözdü, bazı güvensizliklerimi yenmemi sağladı. Daha önemlisi; uzakta ve zorlukta olduğu kadar, güzel anlarımda da ailemi ve arkadaşlarımı ne kadar özlediğimi, onların yerinin, fikirlerinin ve düşüncelerinin benim için ne kadar önemli olduğunu fark etmemi sağladı. Ha bir de, benim kadar heyecanlı ve maceracı olan kocama deli gibi aşık olduğumu ve onun o Hint Okyanusu rengi gözleri olmasa, dünyanın dönmeyeceğini yine, yeniden görmemi sağladı! Bugün onun doğum günü; bu blogu ona adıyorum..

Posted by cerenmus 11:39 Comments (2)

Afrika - Genel Bakış

"Mantığın bittiği yerde Afrika başlar..!"

Daha önceden blog müdavimlerime söz verdiğim gibi, benden sonra aynı yolu tepecek seyyahların kulağına küpe olabilecek kısa kısa anektodlar yazmak istiyorum. (Şu an uçağın kalkış saatini beklediğim bir huşu ve esenlik hali içindeyim ve bu yazıyı şimdi ve burada yazmazsam, üşengeç bünyem asla yazdırmayabilir). Buyrun faydalanın..

1. Hazırlık aşaması:
Afrika'ya seyahat etmeden önce mutlaka ve mutlaka ülkeler politikasını, siyasi ve coğrafi güvenlik raporlarını, vize bilgilerini araştırın. Afrika diğer bağımsız seyahat rotaları gibi elinizi kolunuzu ve beyaz totonuzu sallaya sallaya dolaşabileceğiniz bir kıta değil. Bazı bölgelerde iç savaş var, bazı bölgelerde yılda 16.000 cinayet işleniyor, bazı bölgelerde turistler kaçırılıyor, bazı bölgelerde yamyamlık devam ediyor ve bazı bölgelerde adını bile duymadığınız hastalıklar kol geziyor. (Paranoyak) Amerikalıların hazırladığı güzel bir sayfadan son güncellemeleri öğrenebilirsiniz: http://travel.state.gov

Ayrıca mutlaka doktorunuza danışın, genel olarak nanemolla bir bünyeniz varsa ya da bağışıklık sisteminiz arada tekliyorsa, hamileyseniz ya da devamlı ilaç kullanmanızı gerektiren bir durumunuz varsa Afrika'dan uzak durun. Bunun dışında, genel bir sağlık kontrolü ile sıtmaya karşı ilaç kullanacaksanız karaciğer fonksiyon testi yaptırın ve Afrika genelindeki hastalıkları öğrenin, bilgilenin, kapsamlı bir seyahat sigortası yaptırın ve aşılarınızı olun. Aşıların bazısı birden çok doz olunduğu için zaman alabiliyor. Ayrıntılı bilgi için www.who.int/en ve www.asidanisma.com . Benim gibi sivrisineklerin ilahı konumundaysanız mutlaka sinek kovucu ve sıtmaya ilaç kullanın, hatta paranıza kıyın ve yurtdışından Malarone alın, kutusu (12 tablet) 55euro, seyahat süresince ve sonra 7 gün daha kullanılıyor ama diğer ilaçlardan daha etkili ve yan etkisi daha az (bazı ilaçlar ruhsal durumunuzun içine edip intihara bile yol açabiliyor). Doktorunuza danışın.

Mümkün olduğunca az eşya götürün, giyim ve tuvalet eşyaları heryerden sağlanabiliyor. Bir kalın uzun kollu sweatshirt, uzun pantolon, şort, mayo ve yağmurluk olmazsa olmazlar. Mutlaka bir ufak ilkyardım çantası, ilaç stoğu oluşturun. Ayrıca otobüslerde kulak tıkacı hayat kurtarıyor. Kamp yapacaksanız çadırınız iki çeperli olsun (havalandırma ve yağmur geçirmeme özelliği nedeniyle) ve çadır tamir materyalini unutmayın. Uyku tulumunuz için paraya kıyın ve en ufak ve hafif olanından edinin.

Uçak bileti konusunda www.expedia.com ve www.kayak.com benim favorilerim. THY'nin Afrika biletleri de inanılmaz hesaplı bu sıralar. Seyahat rehber kitabı olarak ise "Lonely Planet Guides" bağımsız gezginlerin başucu kitabıdır.
Bağımsız seyahat etmek gözünüzü korkutuyorsa ya da "seyahat arkadaşım beni ekti, napıcam?" diyorsanız, çok mantıklı bir alternatif; gönüllü programları. Yeme içme konaklama onlardan, arada tatiliniz var ve az bir cep harçlığı bile alıyorsunuz bazı yerlerde. En güzeli de, bir grup içindesiniz ve yerel halkla içiçesiniz. Kültürü doya doya yaşamak için birebir. Ayrıntılı bilgi için: www.volunteerabroad.com , www.responsiblevacation.com , www.volunteerhq.org ve www.earthwatch.org. Ayrıca; Afrika'ya uzman bir ekip eşliğinde, safari konusunda uzmanlaşmış bir tur dahilinde bir seyahat yapmak isterseniz sevgili arkadaşım Burak Doğansoysal'a www.ecologic-travel.com dan ulaşabilirsiniz.

2. Seyahat sırasında
Asla gece yolculuk etmeyin, şehirlerde hava karardıktan sonra yalnız başınıza dolaşmayın. Yerel halk gibi erken yatın, erken kalkın. Risk almaktan kaçının, Afrika'da ne yazık ki güvenebileceğiniz çok fazla insan olmayacak, ağzınız açık ayran delisi gibi dolaşmayın. İnsanlara karşı olumlu olun ama gözünüzü de açık tutun. Fakir halk için yürüyen bir cüzdan gibisiniz ve polis de genellikle her tür pisliğin içinde. Başınız derde girdiğinde rüşvet vermeyi deneyin, genellikle 50doların kurtaramayacağı durum yok gibi.

Aşırı sofistike bir vejetaryenseniz ya da yeme probleminiz varsa kesinlikle Afrika'yı düşünmeyin bile. Özellikle kahvaltı için domates, zeytin, peynir aramaktan vazgeçin, bu kıtada da uzakdoğudaki gibi peynir meynir yok kardeşim! Şişe su alırken kapağın açılmamış olmasına dikkat edin. Aşırı uzun ya da genişseniz, Afrika bağımsız gezilecek biryer değil, çünkü ulaşım araçları benim boyutlarımda biri için bile oldukça dar, kalabalık ve yolculuklar uzun. Yine de gidecem, belamı arıyorum diyorsanız, turla gidin. Araba kiralama işi güneyde yaygın ve çok mantıklı, benzin sudan ucuz (gerçekten de öyle). Otobüslerde şöföre veya muavine değil, içerdeki yolculara sorarsanız ücret ve süre hakkında doğru cevaplar alırsınız.

Hijyen ve beslenme konularına çok dikkat edin. Afrika'da birçok insan gibi siz de aç kalacaksınız. Vitamininizi ihmal etmeyin, her bulduğunuz su birikintisine atlamayın (timsah bol bu kıtada ama iş oraya gelene kadar mikroevrende binbir çeşit bakteri de bol). Hastalanırsanız mutlaka özel ve temiz bir hastaneye gidin, hizmetler genel olarak güvenli, ucuz ve doktorlar yerel hastalıklara ve paranoyak turistlere vakıf (karaciğerinizin sağda olduğunu unutmayın).

3. Harcamalar
Uçak bileti ile hazırlık aşaması (aşılar, ilaç ve malzeme tedariği vs) dışında; benim rotamda iki kişilik 55 günlük bir seyahatin maliyeti toplam 5100 euro oldu. Bunun içine konaklama, ulaşım, vizeler, yeme içme, hediyelik eşya, turlar, milli park girişleri, safariler, dalışlar ve aklınıza gelebilecek herşey dahil. Kaba bir hesapla, iki kişi için gün başına ortalama 100 euro'dan hesaplayabilirsiniz. G.Afrika ve Namibya (orta) - Zambiya ve Malawi (en ucuz) - Tanzania ve Kenya (en pahalı); kültür, olanaklar ve harcamalar konusunda gruplanabilen ülkeler. Ayrıntıya girmem gerekirse; su 1-2 dolar, yemek 5-10 dolar, yerel ulaşım 10-15 dolar, ülkeler arası ulaşım 50-75 dolar, kişi başı vizeler 50 dolar, konaklama kamp için 5-7 dolar, pansiyon 50-80 dolar (malawi ve zambiya için 30 dolar), scuba tek dalış malawi 50 dolar, tanzania 60 dolar, araba kiralama 6 gün için 200-250 dolar, benzin litresi 1 dolar. Yerel para birimleri ve güncel kur bilgileri için: www.xe.com

4. Sakın yapmayın
Sakın ama sakın kafanıza rasta yaptırmayın, gözünüzü seveyim. O moda geçeli 10 sene oldu yahu! Bu artık tam "Afrika'ya ilkkez geldim, ne olduğumu şaşırdım" hali ve yerel halk hakikaten bir anlam veremiyor bu davranışa. Rasta aslında dini bir grubun simgesi ve beyaz adamın bu işe maydonoz olması pek hoş karşılanmıyor. Ayrıca o incik cincik örülen saçlar var ya.. Onlar takma arkadaşlar. Kadınlar burda saçlarını kazıtıyor ve o örgüler kısacık saça ekleme/kaynama yaptırılıyor. Yapımı 4 profesyonel elinde 5-6 saat sürüyor, kullanımı da 1-1.5 ay gidiyor. Olay budur yani, kendi saçını kullanan ancak yüzde 1 kadın.

Uyuşturucu çok bol ve heryerde önünüze çıkıyor. Eğer "ooooh geldim Afrika'ya, şu göl kıyısında bir demleneyim" mantığı içindeyseniz, bilin ki satıcılarla polis beraber çalışıyor ve satış sonrası hizmetler olarak hapishanede birkaç ay sunulabiliyor. Afrika'nın göbeğinde hapis yatmak gibi fantazileriniz yoksa, bulaşmayın.

Sonuç olarak; Afrika zor bir kıta; politik istikrarsızlık, yolsuzluklar, açlık, yaşam koşullarının ağırlığı, hijyen ve sağlık sorunları.. Afrika'da bağımsız seyahat daha da zor çünkü sizin evinizdeki en basit alışkanlıklarınız bu ülkelerde lüks sınıfına giriyor olabilir. Bunun bilincinde gidin ve bizim orta yaşlı turist teyzeler gibi "ayyy pek pis" "vayyy pek fakir" "oyyyy midem kalktı" falan gibi yorumlar yapıp, kendinizi ve daha çok da çevredeki halkı uyuz etmeyin. Böyle hassas bir yapınız varsa Mallorca'ya gidin, Toskana'ya gidin, hadi en fazla Dalmaçya kıyılarını görün ve evinize dönün, gözünüzü seveyim!

5. Daha fazla bilgi için
"Bu bilgiler bana yetmedi, ille bin tane soru daha sorasım var" diyorsanız; öncelikle güzide kitapçılarımızı dolaşıp Afrika konusundaki kitapları alınız (birkaçını ben blogda ara ara yazdım), İstanbul'da Tünel'deki Robinson Crusoe Kitabevi'nde seyahat konusunda envai çeşit İngilizce kitabı bulabilir ya da sipariş verebilirsiniz. "Tembelim ben, bilgisayar da hazır önümdeyken ne uğraşıcam" diyorsanız, google'layınız durunuz.

"İlle yazarla bağlantıya geçicem, kendisine bu blogu kitap yap diye ısrar edicem, fırsattan istifade bikaç da soru sorucam" diyorsanız; binyılın alamet-i farika'sı facebook'tan ismimi sorgulatarak ve mesaj atarak bana ulaşabilirsiniz. (Spam nedeniyle mail adresimi veremiyorum, kusura bakmayın).

Bu da yetmezse, diğer tüm seyahat yazılarım için:
http://cerenmus.blogspot.com/
Ve sık sık güncellediğim günlüğüm için:
http://cerenin-gunlugu.blogspot.com/

adreslerine tıklayabilir, yazılarımı severek okumaya devam edebilirsiniz. Bu vesileyle de benim egom daha da büyür, okunma istatistiklerine çok şaşırır, kendimi birşey sanar, mutlu olurum.

Eveeeeet. Bir blogun daha sonuna geldik sevgili okuyucularım. Bir başka seyahatte görüşmek üzere diyor ve benden sonraki Afrika yolcularına bol şans ve iyi yolculuklar diliyorum! - Ceren Musaagaoglu Schubert

Posted by cerenmus 22:51 Archived in Tanzania Tagged africa tanzania zambia malawi namibia south_africa overland_africa afrika_seyahati afrika_gezisi bağımsız_seyahat backpacking_africa ceren_musaagaoglu Comments (0)

Dar-es-Salaam - tekrar

"Son kararımız.."

sunny 33 °C

Umudumuz, önümüzdeki günlerde Afrika'nın en yüksek ve en kartpostal tadındaki dağı Kilimanjaro'ya karşı birkaç gece kamp yapmak, sonrasında Ngorongoro kraterinde bir huşu anı yaşamak, oradan da Serengeti ve Maasai Mara'da birkaç günlük safariler sonrası Nairobi'den uçağa atlayıp eve dönmekti. Ama son birkaç gündür düşündük, taşındık, bolca kaşındık ve seyahatimizi planladığımızdan bir hafta önce sonlandırmaya karar verdik. Bugün Afrika seyahatimizin son günü, bu gece THY uçağı ile eve dönüyoruz!

Bu kararımızın birkaç nedeni var; en önemlisi Kuzey Malawi'de yakalandığım ve 43 kiloya düşmeme neden olan hastalık dönemini tekrar yaşamaktan korkmam. Her ne kadar Zanzibar'da fiziksel ve psikolojik olarak yenilensem ve Oğuz Atay'ın dediği gibi "vermiş olduğum 5 kilonun üstüne yepyeni bir 5 kilo almış" olsam da, ikinci bir atağı kaldıracak güce sahip olmadığımı düşünüyorum. Malawi'de kapmış olabileceğim bazı hastalıkların inkübasyon dönemi henüz tamamlandı ve yeni belirtiler göstermem an meselesi olabilir. Bu risk karşısında ailemi ve sevdiklerimi meraklandırmak, kendimi de haşat etmek istemiyorum.

İkincisi; sevgili kocam kemik torbası halime endişelenip beni zorla beslerken ve güvenliğimi sağlamaya çalışırken, kendi sağlığını hiçe saymaya ve sağından solundan alarm vermeye başladı. Basit mide sorunları diyip geçiyor ama ikimiz de işlerin yine sarpa sarmasını ve tam Serengeti Milli Parkı'nda kulağımızda TRT belgesellerinin klasik başlangıç cümlesi "Serengeti'de bir öğle sonrası.. Aslanlar uykuda.." çınlarken, fellik fellik doktor arama riskini almak istemiyoruz. G.Afrika ve Namibya'da yeterince safari yaptık, yeterince zebra kıçı ve hipopotam kulağı gördük, ayrıca bu bölgeyi ve kedigilleri bir dahaki sefere sevgili arkadaşım Burak'ın profesyonel önderliğinde (bilgi için: www.ecologic-travel.com) görmek çok daha güzel olacaktır.

Üçüncüsü; Afrika kıtasının fatihi David Livingstone'un ve daha nice efsanevi seyyahın Afrika'ya ilk ayak bastığı noktadayız ve bu nedenle burası gezimizi sonlandırmak için ideal bir nokta. Sağlığımız ve keyfimiz yerinde, göreceğimizi gördük, düşüneceğimizi düşündük, yazacağımızı yazdık. Artık eve dönme vaktidir!

Posted by cerenmus 22:49 Archived in Tanzania Comments (0)

Matemwe - Zanzibar

"Çocukluğumun öğle sonrası uykuları ve dalgaların sesi.."

sunny 38 °C

StoneTown'dan, turistlerin klimalı shuttle-minibüslerini görmemezliğe gelip, yerli halkın tercihi "dalla dalla" (pikap)lardan birine atlayarak adanın doğu yakasına geldik. Denizin hemen önünde, palmiye ağaçlarının altındaki basit ve sade bungalowlarda kalıyoruz. Etrafta bizden başta sadece 4 beyaz (turist) var ve hepsi bizim kafada; sakin ve deniz aşığı, samimi ve doğal insanlar.

Son iki gündür dalıştayız; ilk gün 30-35 metredeki batıkları dolaştık, dün de akvaryum denen bölgedeki mercan resiflerini ve milyonlarca rengarenk balığı gördük. 28derece su ve 250bar hava ile dalışlar bitmek bilmiyor burda, muhteşem! Deniz canlılarının biyo-çeşitlilik yelpazesi kesinlikle Kızıldeniz'den daha geniş ve çevre adalardaki mercan resiflerince sağlanan bembeyaz kum Maldivler'den bile daha ince ve kusursuz. Hele yunuslar! Masmavi denizin ortasında birdenbire 13-15 tanesi beliriveriyor ve dakikalarca teknenin yanında yüzerek bize eşlik ediyorlar. Ben herzaman yaptığım gibi tekneden ayaklarımı denize sallıyorum, bembeyaz köpükler bileklerimi yalıyor. Biraz uzansam, ayaklarım yumuşacık sırtlarına değecek sanki..

Son birkaç güne ve gelecek birkaç güne eşdeğer yeni bir gün.. Saat 06.30. Kıpkırmızı bir güneş, sonsuz gibi görünen okyanusu yararak doğuyor. Muhteşem bir an. Gündoğuşunda ve batışında tanrıyı düşündüren birşeyler var, değil mi? Benim gibi holiganlık düzeyinde deniz aşığı bir balık için başka türlüsü düşünülemez: tabii ki denizde başlıyor gün ve denizde bitecek.

Saat 11. Deniz, gel-git nedeniyle 20mt içeri kaçtı. Tekrar, tekrar ve takrar yüzmek için, turkuaz denizin ayaklarımın ucuna geri gelmesini bekliyorum - o kadar tembelim! Akkor halinde yanan bembeyaz kumsalda karaya oturmuş onlarca balıkçı teknesinin arasında yürümektense, palmiyelerin gölgesinde yatıp yuvarlanmak ve Paul Theroux'un "Siyah Safari" adlı romanını okumak çok daha çekici. Roman, yazarın emeklilik "bunalımı" sonucunda Amerika'daki rutin yaşamından Afrika'ya kaçış hikayesini anlatıyor. Kahire'den CapeTown'a overland.. Bir dakika, bu kulağa yabancı gelmiyor?!?! Derken; gözlerim kapanıyor, açılıyor, bir daha kapanıyor.. Çocukluğumun Karaburun'unu hatırlatan birşeyler var havada; tahta teknelerin kokusu, pat-pat motor sesi, Ağustos öğle sonrasına özgü hafif rüzgarın saçlarımı okşaması, sessizlik, sakinlik, ışığın ve denizin rengi.. Oyun oynamak dışında hiçbir yükümlülüğün olmadığı o güzel çocukluk anına geri döndüm sanki..

Saat 14. Deniz geri gelmiş! Bembeyaz yelkenli tahta Dhow'lar balığa çıkıyor. Günlük deniz mahsülünü köyden balıkçılar sağlıyor, bungalowların sahibi Muhammet ve Hüseyin kardeşler pişiriyor, biz de afiyetle yiyoruz. Yemekler inanılmaz güzel, binlerce çeşit baharat ve hindistancevizi sütü ile pişen balığın, ızgara ıstakozun, ahtapot salatasının, körili karidesin sonu yok gibi.. Öyle de ucuz! Yandan görünen kemiklerimin üstü baya baya et bağladı, hastalık öncesi kiloma ulaştım, yanaklarım da elma elma oldu valla. Kendime bi dur demem lazım sanırım.

Saat 18. Son kez deniz keyfi, bembeyaz kumsalda çıplakayak yürüyüş, deniz kabukları toplamak ve sağdan soldan geçen insanlarla "jambolaşmak" (merhabalaşmak). Sonra yavaş yavaş güneş palmiyelerin arkasından kayboluyor. Bir gün daha denizde bitti, olması gerektiği gibi.. Ne güzel!

Posted by cerenmus 01:54 Archived in Tanzania Comments (0)

Stone Town - Zanzibar

"Bir labirent-kent burası.."

sunny 35 °C

Tanzanya'nın cennet adası Zanzibar'ın başkenti; StoneTown'dayım! Buraya, Dar es Salaam'dan 2 saatlik bir feribotla ulaştık ve adaya ayak basar basmaz aşı kartlarımız kontrol edilerek, pasaportlarımıza yeni damgalar basıldı. Zanzibar resmi ve politik açıdan Tanzanya'ya bağlı olsa da, psikolojik açıdan kendisini hala "union"dan ayrı bir ülke olarak görüyor; dolayısıyla kendi gümrük sistemi var. Bu arada; gümrükteki damgacıbaşının yüzüme, Afrika'lıların tümünde bulunan yeşil pasaportuma ve Swahili dilindeki kelimelerin yarısından fazlasında olduğu gibi, "MUS" harfleriyle başlayan soyadıma bakıp "hangi kabiledensin?" diye sorması üzerine, içgüdüsel olarak "karakoyunlulardanım" diyesim geldiyse de, memurun "akkoyunlulardan" olma ihtimali nedeniyle vazgeçtim. Gümrük memurunun aklını karıştırmak; tarihi tekerrür ettirebileceği gibi, tehlikeli de olabilir..

Özetle; Ortadoğu'dan alışkın olduğum daracık sokaklar, taş evler, evlerin önünde "buibui" (dedikodu) yapan rengarenk çarşaflı kadınlar, binlerce çocuk, her tür ıvır zıvırı bulabileceğiniz kapalı ve açık Arap çarşıları, balık, tropik meyveler ve envai çeşit baharat kokusuyla kuşatılmış sevimli ve sıcakkanlı bir ada burası. Biraz Umman'ı, biraz Fas'ı, biraz da Kudüs'ü hatırlatıyor bana ve kendimi evde hissettiriyor.

StoneTown'a adını veren taş evlerden birinde kalıyoruz, odamız muhteşem bir iç-avluya açılıyor. Avluda taşın gri-beyazına inat, cart pembe begonviller, sapsarı sinamekiler, mosmor flamboyant çiçekleri var. Dışarıdan satıcıların ve sokakta oynayan çocukların sesleri geliyor. Dün gece, uzun zaman sonra ilk defa gerçek anlamda lüks bir otelde, temiz bir yatakta deliksiz bir uyku çektim, ardından bir kabileyi doyurmaya yetecek büyüklükteki kahvaltıyı mideme indirdim, şimdi de Arap tarzı bir divanın şenlendirdiği balkonda oturarak, Hint Okyanusu'nun turkuaz sularında oynaşan pirogue'ları (Vasconcelos'un "Kayığım Rosinha" hikayesindeki gibi, ağaç gövdelerinden oyulma, küçük kayıklar) ve onların bir büyük ağabeyi olan yelkenli Dhow'ları izliyorum. Öğle güneşi ve rutubetin tavan yaptığı şu dakikada yapılabilecek en doğru şey bu. Katherine Hepburn ve Humphrey Bogart'ın "Afrika Kraliçesi" filminde, Katherine'in sıcak çarpması sırasında dediği gibi; insan kova kova soğuk su dökünmek istiyor ama kovayı kaldırmak bile yeniden terletiyor!

Ancak saat 16.30'da odadan ayrılacak ve labirent-kentte Queen'in efsanevi sesi Freddy Mercury'nin doğduğu evi arayacak enerjiyi buluyoruz. Sokağı ve Mercury restoranını bulmak kolay ama ailenin hangi evde yaşadığı tam olarak bilinmiyor. Kulağımda "Who wants to live forever?" çalarken, "Tanrı'nın yukarda baya iyi bir korosu olmalı, nerdeyse tüm güzel sesler artık ölü" diye düşünüyorum.

Sıradaki durak tabii ki kahvesi ve baharatlı/sütlü Massala çayı ile ünlü kahvehanelerden biri. Pürüzsüz bir kakao ciltte ışıldayan bembeyaz dişlerini göstererek kikir kikir kikirdeyen, cart mor ve cart turkuaz çarşaflı iki ergen kız, bize iki bardak çay ve yanında da birer "Kashata" getiriyor. Bu kashata denen ince kurabiye; kırk çeşit baharatın, susamın, fındık, fıstık ve şekerin birleşiminden oluşan cennetten düşme bir şey.. Hele Masala çayına bandıra bandıra yemek.. O enerjiyle daracık sokaklara giriyoruz ve binlerce incik cincik dükkanın arasında 3 saatlik bir gönüllü kaybolma deneyiminden sonra, mucizevi bir şekilde kendimizi Beit El Ajaib (Acaip Ev)'in önünde buluyoruz. Ulusal müze, eski saray ve ortamın hakikaten en acaip görünüşlü binası bu. Hemen önünde yemyeşil bir park ve onun da önü okyanus.. Parkın içine bir gece pazarı kurulmuş, aynen Morocco'daki gibi ızgara standları ve taze meyve suları ile turistik eşyalar içiçe. Şekerkamışı suyu sıkan adamı, şişe geçirilmiş envai çeşit balık ve deniz hamsülünü, çeşit çeşit ekmekleri izlemek inanılmaz keyifli ama mideyi daha yeni düzeltmişken risk almak mantıklı değil. Dolayısıyla okyanusa bakan bir teras restoranında günü sonlandırmayı tercih ediyoruz. Ben yine de dayanamayıp menüdeki en Swahili tarzı yemeği ısmarlıyorum: Muzlu king fish (balık) ızgara! Flo ise klasikten vazgeçmiyor: Hindistancevizli balık köri. O baharatlar, o lezzet patlamaları.. Muhteşem bir ziyafet! O açlık ve hastalık günlerinden sonra, 43 kiloya düşmüş olmanın verdiği dehşet ve kayıtsızlıkla ye babam ye.. Getirin çocuğum bi ballı muz tatlısı daha! Hayat ne güzel ayol!

Korkarım bu hızla gidersek, eve yuvarlana yuvarlana döneceğim..

Posted by cerenmus 01:51 Archived in Tanzania Comments (0)

(Entries 1 - 5 of 25) Page [1] 2 3 4 5 »