A Travellerspoint blog

Matemwe - Zanzibar

"Çocukluğumun öğle sonrası uykuları ve dalgaların sesi.."

sunny 38 °C

StoneTown'dan, turistlerin klimalı shuttle-minibüslerini görmemezliğe gelip, yerli halkın tercihi "dalla dalla" (pikap)lardan birine atlayarak adanın doğu yakasına geldik. Denizin hemen önünde, palmiye ağaçlarının altındaki basit ve sade bungalowlarda kalıyoruz. Etrafta bizden başta sadece 4 beyaz (turist) var ve hepsi bizim kafada; sakin ve deniz aşığı, samimi ve doğal insanlar.

Son iki gündür dalıştayız; ilk gün 30-35 metredeki batıkları dolaştık, dün de akvaryum denen bölgedeki mercan resiflerini ve milyonlarca rengarenk balığı gördük. 28derece su ve 250bar hava ile dalışlar bitmek bilmiyor burda, muhteşem! Deniz canlılarının biyo-çeşitlilik yelpazesi kesinlikle Kızıldeniz'den daha geniş ve çevre adalardaki mercan resiflerince sağlanan bembeyaz kum Maldivler'den bile daha ince ve kusursuz. Hele yunuslar! Masmavi denizin ortasında birdenbire 13-15 tanesi beliriveriyor ve dakikalarca teknenin yanında yüzerek bize eşlik ediyorlar. Ben herzaman yaptığım gibi tekneden ayaklarımı denize sallıyorum, bembeyaz köpükler bileklerimi yalıyor. Biraz uzansam, ayaklarım yumuşacık sırtlarına değecek sanki..

Son birkaç güne ve gelecek birkaç güne eşdeğer yeni bir gün.. Saat 06.30. Kıpkırmızı bir güneş, sonsuz gibi görünen okyanusu yararak doğuyor. Muhteşem bir an. Gündoğuşunda ve batışında tanrıyı düşündüren birşeyler var, değil mi? Benim gibi holiganlık düzeyinde deniz aşığı bir balık için başka türlüsü düşünülemez: tabii ki denizde başlıyor gün ve denizde bitecek.

Saat 11. Deniz, gel-git nedeniyle 20mt içeri kaçtı. Tekrar, tekrar ve takrar yüzmek için, turkuaz denizin ayaklarımın ucuna geri gelmesini bekliyorum - o kadar tembelim! Akkor halinde yanan bembeyaz kumsalda karaya oturmuş onlarca balıkçı teknesinin arasında yürümektense, palmiyelerin gölgesinde yatıp yuvarlanmak ve Paul Theroux'un "Siyah Safari" adlı romanını okumak çok daha çekici. Roman, yazarın emeklilik "bunalımı" sonucunda Amerika'daki rutin yaşamından Afrika'ya kaçış hikayesini anlatıyor. Kahire'den CapeTown'a overland.. Bir dakika, bu kulağa yabancı gelmiyor?!?! Derken; gözlerim kapanıyor, açılıyor, bir daha kapanıyor.. Çocukluğumun Karaburun'unu hatırlatan birşeyler var havada; tahta teknelerin kokusu, pat-pat motor sesi, Ağustos öğle sonrasına özgü hafif rüzgarın saçlarımı okşaması, sessizlik, sakinlik, ışığın ve denizin rengi.. Oyun oynamak dışında hiçbir yükümlülüğün olmadığı o güzel çocukluk anına geri döndüm sanki..

Saat 14. Deniz geri gelmiş! Bembeyaz yelkenli tahta Dhow'lar balığa çıkıyor. Günlük deniz mahsülünü köyden balıkçılar sağlıyor, bungalowların sahibi Muhammet ve Hüseyin kardeşler pişiriyor, biz de afiyetle yiyoruz. Yemekler inanılmaz güzel, binlerce çeşit baharat ve hindistancevizi sütü ile pişen balığın, ızgara ıstakozun, ahtapot salatasının, körili karidesin sonu yok gibi.. Öyle de ucuz! Yandan görünen kemiklerimin üstü baya baya et bağladı, hastalık öncesi kiloma ulaştım, yanaklarım da elma elma oldu valla. Kendime bi dur demem lazım sanırım.

Saat 18. Son kez deniz keyfi, bembeyaz kumsalda çıplakayak yürüyüş, deniz kabukları toplamak ve sağdan soldan geçen insanlarla "jambolaşmak" (merhabalaşmak). Sonra yavaş yavaş güneş palmiyelerin arkasından kayboluyor. Bir gün daha denizde bitti, olması gerektiği gibi.. Ne güzel!

Posted by cerenmus 01:54 Archived in Tanzania

Email this entryFacebookStumbleUpon

Table of contents

Be the first to comment on this entry.

This blog requires you to be a logged in member of Travellerspoint to place comments.

Enter your Travellerspoint login details below

( What's this? )

If you aren't a member of Travellerspoint yet, you can join for free.

Join Travellerspoint