A Travellerspoint blog

Uppington (GA) - Windhoek (NA) arası

"Dikkat! Bu bir yol yazısıdır!"

sunny 38 °C

(Giriş ve özür: Namibya'dan yazarım bir sonraki yazımı diye düşünüyordum ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Son 5 gündür kamp yaptığımız için teknolojiden uzağız, şikayet edemem, harikaydı.. Ama şu yazıları ve fotoları yükleyebilsem rahatlıycam yahu.. Resmen seyahat blogu kabızlığı çekiyorum! Hepsini bir arada okumak zorunda kalacağınız için özür dilerim, blog şokuna maruz kalmamak için, en alttan başlayıp sıralı okuyunuz bari)

Nerde kalmıştık.. Ha, evet.. Uppington'dan doluştuk otobüse, Namibya'nın başkenti Windhoek'a doğru yola düştük.. Biz otobüsü normal memleketlerdeki gibi normal saatinde normal normal kalkar sandığımız için, asıl kalkıştan 1 saat önce 40 derecede (ha bu arada duydum ki kar yağıyormuş memlekette, totolar donmaktaymış.. sizin için de terliyorum, o zaman) sokakta 20şer kg'lık sırt çantalarıyla bekleştik ve bunun mükafatı olarak da iki katlı otobüsün üst katının en ön koltuklarını kaptık. Kendimi gazoz kapağından madalya kazanmış bir çocuk kadar şen hissediyorum.

Şu an saat gecenin 2'si, otobüste herkes (omzuma başını koymuş olan sevgili kocam da dahil) fosur fosur uyuyor. Bense faltaşı gibi açılmış gözlerle, adeta geniş ekranda belgesel seyreder gibi, gözlerimi yoldan, yolun her iki yanındaki çölden, arada yoldan sürünerek, koşarak ve kaçarak geçen mahlukattan, simsiyah gökyüzündeki milyarlarca yıldız ve Dreamworks şeklindeki aydan (tevellütü hayli yol almış olan okuyucularım için; hilal de denebilir) alamıyorum. Muhteşem bir andayım, ey dostlar.. mp3-çalarda Mandelson çalıyor bu keyfin üstüne! Ulvi bir an, sizlerle paylaşayım dedim.

Yol dümdüz ve çok dar, bizdeki köy yolunun kaymak asfalt çekilmiş halini düşünün. Haliyle, karşı istikametten ortalama 45dk'da bir geçen arabaların şöförleriyle "çak bi beşlik, adamım!" yapabileceğimiz adrenalini yüksek bir yolculuk oluyor. Otobüste birbirine benzeyen ve benim üçüz olduklarını düşündüğüm şöförlerden biri sürekli uykuda, diğeri de asıl şöförle sohbet halinde. 2 saat önce sinir hoplatan bir sınır macerası yaşadık. Bizim Bulgaristan'la sınır kapımızdan 80lerde geçmişliğiniz varsa az çok anlarsınız ruh halini.. Önce Güney Afrika Cumhuriyetinin sınırında pasaport kontrolünü takiben bavulları otobüsten çıkardık ve seyyar x-rayden geçirdik, sonra tabii tüm backpackler şüpheli bulunup ince ince arandı. Polis "what is this" falan diyor, ben "this is a dirty underwear, by victoria's secret" diyorum. Neyse, atlattık, tekrar otobüse kondu bavullar, düştük yola. İki ülke arasında yaklaşık 10km'lik no mans land var, in cin top oynuyor. Sonunda Namibya bayrağı göründü, ne yalan söyliyim daha bi "Afrika Afrika" sallanıyordu bence.. Yine otobüsten indik, saçları ince ince örülmüş bir hatun kişi pasaportu damgayla süsledi, yine bavullar indi, yine bi "what is this" "this is don kardeşim don" sohbeti yapıldı, yine binildi otobüse.. Öyle bi giriş oldu Namibya'ya işte..

14 saat sürüyor yol, şikayet edemem, oldukça rahat bi haldeyiz. Ayaklarımı kaldırdım cama dayadım, manzaranın ve müziğin keyfini çıkarıyorum. Bu vesileyle de geride bıraktığımız G.Afrika hakkında iki çift laf edesim var.

Şimdi kimse alınmasın darılmasın, beyaz adam olarak bu memleketin içine etmişiz. Afrika'nın A'sını göremedim ve büyük hayal kırıklığı yaşadım. Heryerde şişko şişko beyazlar, onlara hizmet eden siyahlar. Beyaz adam denize nazır evinde, elektrikli tellerle örülü duvarlar ve 187 adet kilidiyle, gettoda yaşayan ve bazısı aynı tek odayı 3 aile paylaşan siyahlardan sürekli bir korunma halinde. Beyaz adam hala sömürüyor bu ülkeyi, göstermelik yönetim siyahlarda ve bazısı kendini kurtarıp beyazlarla aynı standartta yaşayabiliyor ama sosyal açıdan kesinlikle birbirine karışamamış iki toplum var. Suç almış başını yürümüş, gece dışarı çıkmak nerdeyse imkansız. Doğada kamp yaptık sanıyorsunuz ya, yalan.. Sağı solu korumalı doğa hepsi, oyuncak doğa. CapeTown zaten bildiğiniz avrupa şehri, gettosunda şak şuk fakirliğin fotosunu çekmeyi de kendime yakıştıramadım. Deneyimledim ve orda gördüklerim, sosyal düzensizlikler ve koyver gitsin mantığı beni mutsuz etti. Garden Route da Avustralya'nın batısında yaşadığımız için bizi etkilemedi açıkçası. Johannesburg'a gereksiz uzatma olacağı için ve biraz da basındaki haberler nedeniyle gitmedik, bişey kaçırdığımızı da sanmıyorum. Benim için en güzel deneyim doğada kamp yapmak, sonsuz düzlüklerde araba kullanmak ve Addo'daki doğal yaşamı yakından görebilmekti. Doğrusu bu yapay ülkeden çıktığım ve Windhoek'a doğru yol almakta olduğum için çok mutluyum! "Sonunda, Afrika.." diyorum ve ilk teknolojik fırsatta bu yazıları yüklemeyi umuyorum. Şimdi izninizle bu güzel gecenin keyfini çıkarmaya devam edeceğim.

Posted by cerenmus 09:02 Archived in South Africa

Email this entryFacebookStumbleUpon

Table of contents

Comments

Anlatımınız, betimlermeleriniz muhteşem. Yazılarınızı okurken sanki bire bir oradaymışım, otobüste sizin yanınızdaki koltuklardan birindeymişim gibi hissettim kendimi.

Büyük bir zevkle okuyorum. Aman bu yaşantılarınızı kitap haline getirmeyi unutmayınız.

by ÇAĞATAY

This blog requires you to be a logged in member of Travellerspoint to place comments.

Enter your Travellerspoint login details below

( What's this? )

If you aren't a member of Travellerspoint yet, you can join for free.

Join Travellerspoint