A Travellerspoint blog

Dar es Salaam

"Bamya'ya ikinci bir şans.."

sunny 38 °C

Şu dünyada nefret ettiğim iki şey vardır: İçten olmayan insanlar.. ve bamya. Tadını bildiğimden değil, görüntüsünden. Andım var; bu Afrika'dan sağ salim eve dönebilirsek bamyaya ikinci bir şans vereceğim! Sevgili babam der ki: "bazı yemekler ancak 30'undan sonra sevilebiliyor" Doğru olabilir, göreceğiz.

Evet, sonunda - son 7'si akıllara ziyan 41 günlük bir maceranın sonunda - Hint Okyanusu'na ulaştık. Egzotik adıyla, çocukluğumdan beri beni büyüleyen Dar-es-Salaam'dayız. Bugün uzun zamandan sonra ilkkez beyaz insanlar gördük. Bu kent yüzyıllardır farklı ırkların kaynaştığı bir kent olmuş. Biz de katıldık bu çoklu-kültüre; sokaklarda dolaştık, turistik standları gezdik, park ve bahçelerde oturduk. Bol bol konuştuk insanlarla; daha da önemlisi, bol bol da dinledik. Bize nereden geldiğimizi soran diğer seyyahlar, verdiğimiz cevaplar karşısında gözle görülür bir saygı gösteriyorlar. 41.gün ve 5. ülke; biz galiba kıdemli seyyah olmuşuz!

Dar-es-Salaam, ya da kısaca Dar; Tanzanya'nın başkenti değil ama en büyük şehri ve her büyük şehir gibi; kirli, kalabalık ve en çok da kaotik. Fakat ben bu kaosta kendimi son derece sakin ve güvenli hissediyorum. Bir şehire gidebilmek, maceradır; ama bir şehirden gidebilmek, işte bu özgürlüktür! Dar'dan evime istediğim anda dönebileceğimi bilmek beni rahatlatıyor. Ama henüz değil.. Henüz bu yorgun bedeni biraz güneşe çıkarasım, turkuaz deniz diplerinde dolaştırasım, bembeyaz kumlarda deniz kabuğu toplattırasım, gerçek anlamda "tatil"in dibine vurdurasım var. Yani; istikamet tropik cennet Zanzibar..!

Posted by cerenmus 22:46 Archived in Tanzania Comments (1)

Güney Tanzanya

"Hastalık güncesi"

rain 22 °C

Bu yazıyı ailemi ve sevdiklerimi meraklandırmamak için, tamamen iyileştiğim zaman yükleyeceğim. Hiç yüklememeyi düşündüm, fakat bu blogu okuyan ve benden sonra aynı yola çıkacak seyyahların Afrika'nın sadece safari, muhteşem bir doğa ve seyahat tecrübesinden ibaret olmadığını; kara ve korkutucu bir yönünün de bulunduğunu anlamalarının daha önemli olduğuna karar verdim. Buyrun okuyun son 1 haftadır neler yaşadığımı..

SALI: Malawi'deki son iki günde açlık ve yorgunluk artık tahammül edemeyeceğimiz düzeye ulaştı ve yolculuğun başından bu yana ilk kez ciddi olarak Afrika'ya karşı yenildiğimizi kabullenip, eve dönmeyi düşündük. Düşündük de ne oldu? Malawi'nin kuzeyinden ha denince eve dönülmüyor, en yakın havaalanına 2 gün uzaktayız. Düşünüyorum da, bu seyahat "tatil"den çok öte, bir nevi "survival / hayatta kalabilme savaşı"na mı döndü, nedir?

ÇARŞAMBA: Kafamın derisinden ayaklarımın altına dek her yerim kırılıyor, ağrı ve halsizlikten kolumu kaldıramıyorum. Başım çatlıyor ağrıdan, göz kapaklarımı açamıyorum. Midemde anlam veremediğim birşeyler olup bitiyor, ani kramplar iki büklüm ediyor. Bir yanıyorum, bir donuyorum. 2 saat sonra, sanki hiçbirşey olmamış gibi sapasağlam ayaktayım, gülüyor ve bloguma yazıyorum. 3 saat sonra tekrar başlıyor aynı cehennem.. Sıtma emarelerinin hepsini gösterdiğimin farkındayım ama buna ihtimal vermek istemiyorum. Tanzanya'ya kadar (12 saat daha) dayanmalıyım, şu an bulunduğumuz köyün konumu nedeniyle eve dönmek ne kadar imkansızsa, temiz ve güvenilir tıbbi yardım almak da o kadar imkansız. Allahın belası bir yerdeyiz ve yol bitmiyor..

CUMA: Tanzanya'ya nasıl geldim, gümrükten nasıl geçtim, iki köylünün gözümün önünde koca bir keçinin boğazını kesmesine ve minibüsü paylaştığımız adamların kimsenin anlayamadığı bir nedenden çıkardıkları, ringdeki kaslı boksörlerden hiçbir farkı olmayan yumruk yumruğa kavgasına nasıl dayandım bilmiyorum ama sonunda Mbeya'dayız şu an! Dün gece geldiğimiz gibi otele sırt çantalarını atıp, kliniğe koştuk. Hemen bir sıtma testi, genel doktor kontrolü. Kanımda sıtma bulunmadı ama 25 gündür her gece kullandığım anti-sıtma ilacının etkisinden şüpheleniliyor. Doktora göre ilaç semptomları bastırıyormuş (bir de bastırmasa halim nasıl olacak acaba) ve hafif dozda bir sıtma geçiriyor olabilirmişim. İlaca devam ve bol bol dinlenilecek, başka yolu yok. Bu küçük, muz ağaçlarıyla kaplı kasabada, sıtmaya tamamen yabancı Türkiye'de bulabileceğimden çok daha iyi bir sıtma tedavisi bulacağım kesin, o nedenle yataktan çıkmaya, yola düşmeye ve hatta kılımı bile kıpırdatmaya niyetim yok.

CUMARTESİ: Halsizlik ve ağrılara ek olarak midem ve bağırsaklarım beni süründürmeye devam ediyor. Sonsuz-iyimser Flo'ya göre sıtma değil, mide sorunu yaşıyorum. Sonsuz-kötümser bana göre henüz keşfedemedikleri bir bakteri dolanıyor vücudumda. Doktor bu akşam kontrole çağırdı, ben midemin altını tutarak "acaba karaciğerim mi iflas etti" diyince de gülerek "güzel bir varsayım ama karaciğer sağdadır" dedi. Tam rezillik! Tamam biraz hastalık hastası olduğum doğru ama sürünüyorum yahu, nedir bu? Daha fazla test, dışkı örneği.. Sonuç: bir tür bakteri beni ele geçirmiş, korkulacak birşey yok, güçlü bir antibiyotik takviyesi ve bol bol dinlenme ile birkaç günde toparlarmışım. En azından ne olduğunu öğrendik ya, içim rahatladı. Doktorun gözü üzerimde. Birkaç email yazıp annemleri aradım bu haber üzerine. Merak etmeyin diye bahsetmedim olan bitenden. İyice iyileşmeden bu yazıları da yüklemeyeceğim. Yani okuyorsanız, postu kurtardım demektir. Bu arada, Tanzanya (otelin penceresinden görebildiğim kadarıyla) Malawi'den çok farklı, her yer muz tarlası, yollarda meyve ve sebze standları kurulu. Yemek yiyemiyorum henüz ama Flo'nun dediğine göre, restoranlarda sebze, pirinç, et ve balık bolmuş ve muzun yemeğinden tatlısına herşeyini yiyorlarmış. İklim de daha yumuşak geldi bana sanki. İyice toparlayayım, Hint Okyanusu'na doğru 12 saatlik bir yolculuk beni bekliyor. Zanzibar'da görüşmek üzere!

PAZAR: Dün iyice dinlenmenin ve birkaç muz yiyebilmenin verdiği olumlu ruh haliyle gidip otobüs biletlerini aldık ama gece boyu mide ve bağırsak krampları yakamı bırakmayınca sabah iptal ettirdik. Hep evi, annemle babamı düşünüyorum. Rüyalarımda beyaz kıyafetli ulvi görünüşlü insanlar elimi tutup beni yukarlara çıkarıp duruyor, ölecek miyim neyim? Moralim çok bozuk, eve dönmek istiyorum. Annemin yoğurtlu çorbası için ruhumu bile satarım! O kadar sapa biryerde hastalandım ki, şimdi eve dönmeye kalksam ilk havaalanına 15 saat otobüs yolculuğu yapmam lazım. Ve yapabilecek durumum yok. Hepsi benim suçum, herkes gibi git turistik yerlere.. Yok, ille kafamın dikine gideceğim. Nedir bu inat, neyi kanıtlamaya çalışıyorum? Alemin en kral seyyahı olduğumu mu, Afrika'nın bağımsız gezilebileceğini mi? Neyi?

PAZARTESİ: Bugün kendimi güçlü ve hazır hissettiğim için (cümleye bak, sanki savaşa giriyorum) sabah erkenden yola çıkmaya çalıştık ama Flo'nun satın aldığı biletler hiçbir otobüse ait çıkmayınca ilk darbeyi yedik. İkinciye bilet aldığımız otobüsteki sefamız da sadece 5 saat sürebildi ve otobüs yarıyolda (işin çok tuhaf tarafı, nedense tam da şehrin birine 5km kala ve tam olarak otobüs firmasına ait bir deponun önünde) bozuluverdi! Baktık daha yolun yarısını almışız, gecenin bir saati Dar'a varmak da tehlikeli olacak, hadi dedik şu kasabada kalalım. Aman ne iyi etmişiz! Burası dağ eteğinde - sanırım 1500mt falan, odamız muhteşem bir verandaya açılıyor; birsürü çiçek, muz ağaçları ve şakır şakır bir yağmur! Hele bir restorant bulduk, cennete düştüm sandım. Öyle güzel kaşarlı, domates, biber ve mantarlı bir omlet yedim ki, tadı hala damağımda. Yani keyfimiz yerinde. İnşallah yarın Dar'a gideceğiz. Tabii belli olmaz, bu hikaye "Dar'a nasıl gidilemez"e dönmeye başladı..

SALI: Sonunda.. Dar es Salaam'dayız. Sözün bittiği andır.

Posted by cerenmus 22:44 Archived in Tanzania Comments (0)

Kuzey Malawi

"Mangoya Hücum..!"

rain 21 °C

Dağcılıkla uğraşan sevgili dostum Okan, riskli ortamlarda hayatta kalmak için tek bir temel kuralın uygulanması gerektiğini söyler hep: "Öznel riskleri minimuma indir, nesnel riskleri ise değiştiremeyeceğini bil, hazırlıklı ol". Yola çıkmadan önce belirlediğim gibi, benim Afrika seyahatimde karşılaşabileceğim öznel riskler; yanlış beslenme, sağlığa dikkat etmeme, riskli sosyal ortamlara girme gibi benim elimde olan; nesnel riskler ise beklenmedik doğal ve politik sorunlar, ulaşım araçlarının yaratacağı aksaklıklar ve malzeme problemleri. Fakat Malawi'nin turistik olmaktan son derece uzak, devasa bitkilerin yuttuğu, rengarenk, boy boy böcek, örümcek ve kertenkelerin kol gezdiği kuzey bölgesinde, nesnel ve öznel riskler iç içe girmiş halde.

Bugün Afrika'daki 35. gün ama sanki bir ömür geçirmiş gibiyim. Sıcak suyu olan bir duş, beyaz yatak çarşafları ve bir tabak sağlıklı, güzel sebze yemeği o kadar geride ve absürd bir fikir ki.. Asıl komedi, biz balayı parasıyla çıktık bu yola, son günlerde tam bir "çiftler sınavı" veriyoruz, bir kameramanla muhabir şu karşıdaki otların arasından biryerden çıkıverip "tebrikler, başaran çift siz oldunuz, alın size madalya" diyecek gibi gelmeye başladı.. Son 50 senesini birlikte geçirmiş 80'lik ihtiyarlar gibi durmadan didişip duruyoruz, sonra durup halimize gülüyoruz.

Şu sıralar savaş muhabiri Tim Butcher'ın 2004 Kongo seyahatini okuyorum ve inanılmaz benzerliklerle karşılaşıyorum. Tabii onunla kıyaslanınca bizimki Mallorca'da bir tatil gibi! Tamam, ben donanımlı ve eğitimli bir savaş muhabiri değilim ve burası da Kongo değil, dolayısıyla kendimi kıyaslamamam lazım. Ayrıca şehir hayatının etkisiyle büründüğüm "beyaz türk" halime, sevgili annemin uyguladığı genel şımartma politikasına ve hipokondriyak-nevrotik kişilik yapıma rağmen, şu yaşımda 40'ın üzerinde ülke gördüm, Hindistan'da, Güney-doğu Asya'da, Ortadoğu'da ne maceralar yaşadığım halde psikolojik ve fiziksel bütünlüğümü sapasağlam korudum.. Ama yine de; Afrika çok zorluyor, dayanma sınırlarımı test ediyor ve itiraf etmem gerekirse, hayatımda yaptığım en zorlu seyahat oluyor bu. Umarım sonum da Tim Butcher gibi olmaz ve helikopter ambulansla taşınmam eve. (Babacığım, sesini ta burdan duyuyorum emin ol "ne işin var orda? dön geri!" diyorsun biliyorum..)

Fakat, Afrika'nın Ruhu (belki de, tam da böyle anlarda yaptığı gibi) öyle birşey çıkarıveriyor ki karşıma, dayanma gücü veriyor, kara kara bulutları dağıtıyor ve "başarabilirsin" diyor. Bu sefer de bir mango ağacı çıkardı; üstü dolu dolu mango, kopart kopart ye.. Günlerdir adam gibi birşey yememiştim ve altına hücum gibi mangoya hücum ettim. Burcucum, Mango-sever arkadaşım, hem yedim hem de seni andım ne yalan söyliyim..

Malawi, (Orta Afrika'da sıklıkla rastlandığı gibi) toprağı verimli olmasına rağmen, yanlış yönetimler yüzünden açlıkla savaşan ülkelerden biri. Maize denen ve lapa yapımında kullanılan irmik türü bir un var, bir de bunun da beteri, hiçbir besleyici değeri olmayan, sadece çok hızlı ve zahmetsiz yetişen cassava denen bir bitki var. Bunun yaprakları da öğütülüp tatsız tuzsuz bir ekmeğe dönüşüyor, suya katıp içecek yapıyorlar, lapa yapıyorlar.. İnsanlar bununla doyuyor ama beslenemiyor, çocukların karınları hep kocaman kocaman, bacakları incecik, sırttan kemikleri sayılıyor.

Son olarak; bu akşam sevgili kocamın (biraz süzülmüş) pembe-beyaz baldırlarına bakarken, Orta Afrika'da yamyamlığın neden yaygın olduğunu birdenbire anlamış bulundum! Valla ne yalan söyleyeyim, mango tam zamanında imdadımıza yetişti. Yarın Tanzanya, birkaç güne kadar da Zanzibar inşallah..

Posted by cerenmus 22:43 Archived in Malawi Comments (0)

Lilongwe - yeniden

"Nedir bunun Püf Noktası?!"

sunny 35 °C

Afrika'da bir otobüsün kalkmaya hazır olduğunu nasıl anlarsınız? 1. Ağlayan bebek ve kokan adam yerlerini alırlar. 2. Son bir saattir çalışmakta olan motora birkaç kez gaz verilerek ortalığın egzos dumanı kaplaması sağlanır. 3. Hoparlörden bangır bangır çalınmakta olan müziğin sesi 1-2 desibel daha arttırılır. 4. Orta koridorda ayakta duran kalabalık itişerek, son anda koltuğunun altına sıkıştırdığı iki tavukla birlikte, gıdaklaya gıdaklaya içeri atlayan adama yer açılır. 5. Şöför sabahın 5'inde yemekte olduğu kızarmış tavuk butunun son kemiğini de camdan dışarı fırlatır ve el frenini indirir.

Aynen bu şekilde düştük yola, yeniden. Başkent Lilongwe'de aktarma yapıp kuzeye, Nkhata Bay'e çıkacağız. Tabii ki aynı gün içinde değil, ruhen ve bedenen mümkün değil 14 saatlik bu yolculuk. Zaten 5 günlük kamp hayatından sonra bir yatağa ve oturabileceğim temiz bir tuvalete ihtiyaç duyuyorum. Ayrıca sonunda merakla beklenen fotoları facebook'a ve bu sonsuz yazıları da blog'a yükleyebileceğim diye umuyorum.

Bu arada, çözemediğim bir şey; orta afrikanın daracık yollarında, 1970'lerden fırlama bu külüstür otobüsler nasıl oluyor da 120 ile gidebiliyor? Dilimi ısırayım, az kalsın Lilongwe yerine tahtalı köye gidiyorduk bugün. Yolda birden önümüze çıkan inek ailesini görünce acı bir frenle durduk ve çarpmaktan / toplu katliyamdan (inekleri değil bizi kastediyorum - ekonomik açıdan hangimiz daha değerli bilemiyorum ama..) son anda kurtardık. Tabii bunun üzerine ineklerin sahibi 8-9 yaşlarındaki köylü oğlana tüm otobüsçe camlardan sarkmak suretiyle bağırıldı ve hatta hızını alamayan yolcular 1-2 boş plastik Fanta şişesini de fırlattılar.

Ne yolculuktu ama.. Ha bu arada, benden sonra Afrika yoluna baş koyacaklara bir öneri; otobüs durduğunda çişiniz henüz gelmemiş bile olsa tuvalete gidin yoksa şöföre yalvar yakar olup, çalılıkların ortasında otobüsü durdurtmak ve geceyarısı dolunayı gibi parlayan bembeyaz kıçınızı herkese ifşa ederek işemek zorunda kalabilirsiniz. Benden uyarması..

Posted by cerenmus 07:23 Archived in Malawi Comments (3)

Cape MacLear

"Yeni bir yıl.."

sunny 35 °C

Malawi gölünün kıyısında, hamağın şefkatle sarmaladığı bedenim dinleniyor ve yenileniyor. Bugün elektriksiz, duşsuz, tuvaletsiz 5. gün. Ve 2010'un son günü. MUTLU YILLAR SEVGİLİ AİLEM VE DOSTLARIM! Sesinizi duyamasam ve sizleri kucaklayamasam da, kalbimde ve yanıbaşımda hissediyorum hepinizi!

Otobüs ve minibüsten sonra, bu sabah yepyeni bir ulaşım aracıyla tanışmış bulunuyorum: Pikap. Bir ufak pikabın arkasına 10 yetişkin, 6 çocuk, 2 tavuk ve biz Mr&Ms. Schubert (nam-ı diğer muzungu yani beyaz adam) doluştuk ve 45dk'lık hop hop hoplatan (sadece yürekleri değil tüm beden ve ruh varlığınızı da) bir yolculuktan sonra Cape MacLear'a geldik. Biz muzunguların denge problemi yaşayabileceğini öngören çikolata renkli arkadaşlar sağolsunlar, bizi 1. sınıf mevkiye, yani özenle kurutulup çuvallanmış tezeklerin üstüne oturtma inceliği göstererek, buraya tek parça halinde varmamızı sağladılar. Bu arada pikap denen araçta dengeyi tutturmaya çalışmak beni felsefi düşüncelere saldı; şunu anladım ki, devinime karşı tüm kaslarımı kullanarak ters bir denge tutturmaya çabalayıp yorgun düşmek yerine, kendimi sarsıntının yönüne bırakıp, sarsıntıyla beraber hareket etmeyi, eklemlerimi sarsıntıya uydurmayı denersem daha az yoruluyorum, bedenim de daha az zarar görüyor. Yani, akıntıya karşı kulaç atmaya çabalamaktansa, kendini bırakmak ve anın getirdiklerine uyum sağlamaya çalışmak lazım.. Heyt be Afrika, beni de feylesof eyledin sonunda..

Düşüne/kaşına vardığımız gölün bu yakası da güzel, ama burda göle sadece çocuklar, ördekler ve muzungular giriyor. Tüm yaşamları boyunca deniz kenarında yaşamış insanlara özgü bir durum vardır, bilirsiniz, onlar denize girmezler. Bizim Ege kasabalarında falan da böyledir bu. Burda da halk gölden balık avlıyor, çanağını çömleğini yıkıyor, elbise yatak yorgan yıkıyor, hadi en fazla elini ayağını yıkıyor ama yüzmüyor. Bu arada, ben de bizim don-çorap-tshirtleri kaptım, yerli kadınların yanına çömeldim ve çitilemeye başladım. Bir hoşlarına gitti bu! Hem çitiledik, hem gülüştük.

Şimdi hamakta dinleniyorum. Flo demin bana yeniyıl hediyesi olarak (burda çok değerli olan) koca bir bardak süt ve ev yapımı 3 adet kurabiye buldu! Süte bandırarak yedik birer tane, diğerini de kamp alanını bekleyen bekçiye ikram ettik. Bir söylenti dolaşıyor, sanırım gölden "kedi balığı" denen büyük bir balık yakalanmış, yeni yıl ziyafeti olarak hindistan cevizi sosunda pişireceklermiş, tüm kamp ahalisi beraberce yiyecekmişiz. Bizim bu geceki planımız yemekten sonra bir-iki şişe şarap eşliğinde, gölü, milyarlarca yıldızı ve yanıp sönen ateş böceklerini izleyerek 2011'e girmek. Ne de olsa, hayatta en güzel şeyler hepen basit şeyler aslında. Bu gece bunları görebildiğim, fark edebildiğim ve heyecan duyabildiğim için şükrediyorum - tanrıya, yaşama ve umut yolu yepyeni bir yılın gelişine..

Umarım sizler de çok güzel bir gece geçirmektesinizdir. Tekrar MUTLU YILLAR!

Posted by cerenmus 07:18 Archived in Malawi Comments (0)

(Entries 6 - 10 of 25) « Page 1 [2] 3 4 5 »